Kişisel Blog Yazıları #84: Şikayetlenmek...

Yolda yürürken yanından geçen insanlara bakıyordu. Kim bilir onların hayatları nasıldı? Nelerle mücadele ediyorlardı? Parka gitti ve oturdu. Bir yandan düşünüyor, bir yandan gelip geçenlere bakıyordu. Düşünüyordu derken. Öyle çok büyük şeyler değil. Bugününü ve geleceğini işte. Galiba eskisi kadar geçmişi düşünmüyordu. Ya da ona öyle geliyordu. “İnternetten parayı bulamadık ki” dedi. Şimdi arkadaşı yanında olsaydı ve bu dediğini duysaydı, “Başladın yine” derdi. Bizim millet şikayetlenmeyi sever. Ama o şikayeti ortadan kaldıracak girişimlerde bulunmaz. O da, bu milletin bir parçasıydı. Bu millet gibi şikayetlenmeyi severdi. Türkçede böyle bir kelime var mı ya? Şikayetlenmek. Bunu bir yerden duymuş olmalıyım. Yoksa şu anda mı uydurdum?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #83: Koca Yürekli Elon, Pos Bıyık Niçe ve daha fazlası...

Kişisel Blog Yazıları #83: Koca Yürekli Elon, Pos Bıyık Niçe ve daha fazlası...

Bugün yorucuydu. Yazı biter bitmez kendimi yatağa atacağım. Bu akşam Atv’de, Kenan İmirzalıoğlu’nun yeni başlayan dizisi ABİ’yi izledik. Beni sarmadı dizi. Bir arkadaşım, Saramago’nun, Körlük kitabını önerdi. Bırak Körlük kitabını daha hiçbir kitabını okumadım. Büyülü gerçekçi romanlardan hoşlanmıyorum ben ya. Hazır okuduğum kitabı bitiremedim daha. Düş Kesiği romanını. Elon Musk yine bir açıklama yapmış. O kadar uydum var. Daha uzaylı falan görmedik. Görürsek açıklarız demiş. Koca yürekli Elon ya. Bir arkadaşımla Niçe’den konuştuk. Tanrı öldü sözü üzerine. Ya bir de bu Niçe, neden pos bıyık bırakmış abi? Neyse müsait bir zamanda bunu bir sorayım Google’a. Bu akşam da biter. Ben de çekip giderim. Nereye olacak, yatağa. Herkese iyi geceler. Kendinize cici bakın.

*Önceki Yazı: Kişisel Blog Yazıları #82: O işe gidilecek…

Kişisel Blog Yazıları #82: O işe gidilecek...

Pazartesi bitmiş olabilir ama daha dört gün var. Siperleri terketmeyin. İş iş nereye kadar millet? Yok mu bu çalışmanın sonu? Daha geçen hafta çalışmadık mı? Çalışmak ya da çalışmamak, işte bütün mesele bu. Bir varmış, br yokmuş. Çok uzak diyarlarda bir dev yaşarmış. “Benim DNA’da çalışmak yok” der dururmuş. Şimdi nerede böyle devler? Eskiden saygı/sevgi vardı efendim. Biz babamızın yanında bacak bacak üstüne atamazık afedersin. İşte bazıları kısa yoldan para kazanarak bu çalışma muhabbetinden tamamen kurtulmak istemişler. İddia oynamışlar olmamış, sayısal oynamışlar olmamışlar, YouTube kanalı açmışlar tutmamış. En son pazartesi sabahı kalkıp işe gitmişler yine. Yani demem o ki: O işe gidilecek. Mecbur.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #81: Hindistanlaşmak, en büyük feminist ve birkaç not daha...    

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #83: Koca Yürekli Elon, Pos Bıyık Niçe ve daha fazlası...

Kişisel Blog Yazıları #81: Hindistanlaşmak, en büyük feminist ve birkaç not daha...

*Kişisel blog yazıları serisinin bu bölümünde kısa kısa notlardan oluşan bir yazı okuyacaksınız. Keyifli okumalar.

*Haşmet Babaoğlu’nun yazısını okudum az önce. Trafikte kırmızı ışıkta durmuş. Yeşil yanınca 15 motorsiklet birden çıkış yapmış. Ortalık karıştı diyor. Hindistanlaşıyoruz diyor. Evet, herkesten duymaya başladım bunu.

*Sözcü TV’de, Simge Fıstıkoğlu, “Her zaman söylediğim gibi en büyük feminist bence Atatürk’tür” dedi. İlk defa böyle bir yaklaşım duydum ama bence de doğru.

*Tarih Obası, YouTube kanalının yayıncısı Ceren’in ayrıca bir kanalı daha var. Şimşek Ceren ile Tatlı Takıntılar kanalın adı. Orada kahve sohbetleri yapıyor. Hayata ve gündeme dair konuşuyor. Bugün de yayın vardı. Bir 10 dakika izledim. Müsait olduğunuz zaman bir göz atın derim.

*Arka Sokaklar’da Ali, Rıza Baba’yı bıçaklamış. Ali tekrar diziye döndüğünde sevinmiştik. Ekibin başına bela oldu resmen. Böyle olacaktı da neden geri getirdiniz Ali’yi peki? Kendisinden nefret etmezdik bari.

*Bir arkadaşım, bireysel emeklilikte devlet katkısı %30’dan %20’ye inmiş ya. Benim daha yeni haberim oldu dedi. Bir hafta oldu dedim. Bundan sonra daha da iner mi yoksa tekrar çıkar mı? Bekleyip, göreceğiz.

*YouTube’da bir tanesi, Stranger Things’in tüm sezonlarının aynı olduğunu söyledi. Tabi adamın kendi görüşü bu. Ben ilk sezonu bitirmiş. Daha başka ne anlatılabilir ki? Anlatacaklarını anlattılar diyerek diğer sezonlarını izlememiştim. Bu adamın yorumu, benim düşüncemi doğruluyor. Buna sevindim.

*Kişisel blog yazıları serisinde bugün de noktayı koyma vakti. Yarın akşam görüşürüz.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #80: Taze Ekmek, Kırmızı Çizgim…     

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #82: O işe gidilecek...

 

 

Kişisel Blog Yazıları #80: Taze Ekmek, Kırmızı Çizgim...

Akşam akşam moralimi bozdun Galatasaray. Süper Kupa final maçında Fenerbahçe’ye 2-0 yenildik. Ama yenilmeyi hak ettik.

Kişisel blog yazıları serisine bu akşam maç ile girdim. Bunu da tarihe not düşmek istedim.

Bu akşam Nazan Öncel’den, Beni Hatırla şarkısını dinledim. Şarkının çıktığı o yıllara gittim. Arada böyle nostaljiler yaparım.

Arkadaş marketten ekmek alıyordu. Baktım ekmekler taze. Dayanmadım ben de aldım iki tane. Taze ekmeğe dayanamıyorum. Kırmızı çizgim.

Bu akşam kanal D’de, Güller ve Günahlar dizisinin yeni bölümünü koymamışlar. Tekrarı vardı. Maç var diye koymadılar yeni bölümü herhalde.

Annem, sabah 10 gibi nohutu pişirmeye koydu. Akşama kadar pişmedi. Akşam yemeğinde yedik anca. Piknik tüpü olsa çoktan bitmişti dedi annem. Bu kadar uzun sürede pişti ama güzel pişmiş.

*Önceki Yazı: Kişisel Blog Yazıları #79: Dokuz Günlük Yeni Yıl Notları...     

*Sonraki Yazı: Kişisel Blog Yazıları #81: Hindistanlaşmak, En Büyük Feminist ve Birkaç Not Daha...

Kişisel Blog Yazıları #79: Dokuz Günlük Yeni Yıl Notları...

Birkaç gündür Düş Kesiği romanından günde 10 sayfa okuyabiliyorum ancak. Ama sanki böyle okumak daha iyi oldu gibi. Sindire sindire okumuş oluyorum. Kişisel blog yazıları serisinde yeni bir yazı. Merhaba ben Cem. Bloğuma hoş geldin.

Yılbaşı bileti almıştım ya. Hemen heyecan yapmayın. Büyük ikramiye falan çıkmadı. Ama kader yine de yüzümüze güldü, amorti çıktı. Paramızı kurtardık. Amorti ile girdik yeni yıla.

Yeni yıl geldi, gelecek derken, geldi de, üzerinden 9 gün bile geçti. Zaman çok hızlı akıyor. Zamanımızı israf etmeden, hayatta ne yapmak istiyorsak yapmalıyız.

Survivor yeni sezonu başladı. Sezon başlar başlamaz, sezona şimdiden damgasını vuran isim ise Bayhan oldu. Survivor hiç izlemedim. Hala da izlemiyorum. Ama X’de, Bayhan’la ile ilgili videolar hep önüme düşüyor. Şu an için Survivor’ın yıldızı Bayhan.

Elon Musk abimiz demiş ki: “Emeklilik için para biriktirmeye uğraşmayın. Gelecekte bunun önemi olmayacak” Bir de para olmadan nasıl geçineceğimiz de söyleseymiş on numara olurmuş. Hadi beni ikna et Elon.

Yarın akşam Galatasaray- Fenerbahçe, Süper Kupa final maçı var. Bilin bakalım nerede? Atatürk Olimpiyat Stadında. Bu karda kışta orada futbol mu oynanır? Kurt iniyor oraya kurt.

Yılbaşı akşamından beri Cem Yılmaz konuşulmaya devam ediliyor. Yılbaşı akşamı Netflix’te gösterisi yayınlandı. Resmen patladı gösteri. Her yerde gösteriden kısa kısa kesitler akıyor. Bu adam bitti denilirken, küllerinden yeniden doğdu resmen.

Kişisel blog yazıları serisinde, haftanın son günü, cuma günü yazısı ile haftayı kapatıyoruz. Hafta sonunu güzel geçirmeye bakın. Görüşürüz.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #78: Farklı tarzda yazılar yazmak...      

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #80: Taze Ekmek, Kırmızı Çizgim...

 

 

 

Kişisel Blog Yazıları #78: Farklı tarzda yazılar yazmak...

Bugün çok yoğun bir gündü. Müşteriler bugün durmadılar. Aradılar da aradılar. Konuşmaktan boğazım aradı. Ara ara su içip, ıslattım boğazımı. Çünkü bir eğitmenimiz öyle demişti.

Merhaba ben Cem. Kişisel blog yazıları serisini okuyorsun şu an. Hoş geldin.

Bir arkadaşım, bu seriden bir tane yazımı okumuş. “Günlük tarzı yazmaya başlamışsın. Bu daha güzel oldu” demiş. Evet, ben de beğeniyorum. Ama her zaman günlük tarzı yazamıyorum. Sıkılıyorum. O yüzden farklı farklı tarzlar denemeye çalışıyorum.

Mesela dün akşam, kısa bir hikaye yazdım. Bana göre komik bir hikayeydi yazdığım. Zira ben hikaye yazarı olsam, galiba böyle komik şeyler yazardım.

Bu akşam bizim evin hemen karşısında asker eğlencesi vardı. 2-3 saatlik. Asker çocuğa kına yakıldı. En sonunda da askeri, havaya atıp tuttular. Neyse ki bir sakatlık çıkmadı. Çocuk, sağ salim yere indirildi.

Bu ara bloglara bakıyorum da. Yorumlarda bir hareketlilik var. Her açtığım blog yazısında, 15-20 yorum görüyorum. Seviniyorum böyle olunca. Yaşasın bloglar.

Bana yorum yapmış olan blog arkadaşlarımın yazılarına döndüm. 10-15 blog vardı herhalde. Yazıları okuyup, yazılara yorum bırakmak yaklaşık bir saat sürdü. Ben yavaş okuyorum ya. Kelime kelime okuyorum.

Okulda yapılan hızlı okuma yarışmalarında da pek iyi değildim pek. Bizim bir teyzeoğlu vardı. O baya hızlı okurdu.

Kişisel blog yazıları serisi bu akşam da perdelerini kapatıyor efenim. Sağlıcakla kalın.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #77: Gece 3’te İşlenen Suç: Bisküvi Pastası…   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #79: Dokuz Günlük Yeni Yıl Notları...